28 Şubat 2018 Çarşamba

DİRİLMEK


DİRİLMEK
AÇIK SOHBET
23 ARALIK 2017 / YELDEĞİRMENİ / KAMARAD

Yaratan Disiplinler 3. sezon 2. bölüm açık sohbetini konuğumuz mimar Mehmet Köhserli ve etkinliğe katılan çok farklı mesleklerden toplam altı kişi ile gerçekleştirdik. “Dirilmek” hakkında konuşmak üzere düzenlediğimiz açık sohbetimizin dökümünü ve katılımcı bilgilerini sunuyoruz. 
Katılımcılar kendi deneyim ve birikim süzgecinden geçirdiği örnek ve yorumlarla konuya katkıda bulunup konunun derinleşip zenginleşmesini sağladı.

Katılımcılar:
Alican (araştırmacı), Baran (elektrik-elektronik mühendisi), Burak (inşaat mühendisi), Defne (ressam), Mehmet (mimar), Tolgay (mimar / müzisyen), Ufuk (mimar)

Tolgay
Yaratan Disiplinler’in üçüncü sezonunda düzenlediğimiz açık sohbet serisine yeniden hoş geldiniz. Defne Deniz Acerol’un konuk olduğu “yaratıcı kapasite” konulu ilk açık sohbetimizde üç tane alt konu belirmişti: niş, doğaçlamak ve bugünkü konumuz olan “dirilmek”. Konuğumuz mimar Mehmet Köhserli ile 4. İstanbul Tasarım Bienali’ne başvuru sürecimizde reenkarnasyon, reanimasyon ve relokasyon üzerine çok çeşitli fikirler geliştirmiştik. Kendisiyle “dirilmek” üzerine yaptığımız röportajdan sonra bugün konuğumuz ve katılımcılar ile Yeldeğirmeni’nin özgün kafelerinden Kamarad’da açık sohbetimizi gerçekleştiriyoruz. Dirilmeye geçmeden önce ölü ve canlı kavramları üzerine konuşabilir miyiz?

Baran
O ayrıma karşıyım. Bir taşı attığında ona hayat vermiş olursun. Her şey potansiyel ve kinetik enerjiye sahiptir. “Taş bizim için ölüdür,” diyebiliriz ama taşı attığımız anda taşın kinetik enerjisi vardır. Taş, kendisi farkında olmasa bile bir hayat kazanır. Uzayda her şey hareket ettiğine ve hiçbir şey durağan olmadığına göre her şey az da olsa yaşıyor.

Mehmet
Ölü kavramı yok olma ve hiç olmama durumu olarak olumsuz algılanıyor. Ancak potansiyel ve kinetik enerjinin sürekli varlığından dolayı aslında ölü durumda bile bir enerji var. Enerji durağan olarak devam ediyor ve başka biçimlerde ortaya çıkıyor.

Tolgay
Bir etkileşim olduğunda mı canlılıktan bahsedebiliyoruz? Canlanmak nedir?

Mehmet
Canlılık ölüm dışındaki hal ise canlanmak da ölü durumdan sonraki başlangıçtır. Aslında hep bir canlılık var. Ölü hal, tanımlamamız ile alakalı olarak canlılığın içerisindeki değişen formlardan biri. Ölü hali canlılığın karşısında değil de canlılığın bünyesindeki başka bir enerji türü olarak tanımlayabiliriz.

Baran
İnsanların algısal bir canlılık eşiği var. Bir şey o eşiğin altındaysa insan için ölüdür; üstündeyse canlıdır. Eskiden sadece “öldü” denirdi. Şimdi “beyin ölümü gerçekleşti” deniyor. Şimdi belli bir noktada “ölü” derken gelecekte daha başka noktalarda “ölü” diyebiliriz.

Defne
Ölüm ve yaşamı iki farklı düşünce sistemi olarak görüyorum. İnsanlar yaşarken de ölü gibi hissedebiliyorlar. Hiçbir şey yapmak istemeyip kötü olanı yüceltebiliyorlar. Canlı hissederken de başarıyı, ilerlemeyi, yenilik getirmeyi ve problemlere çözüm önermeyi yaşam olarak görebiliyorlar.

Tolgay
Bir faza olan bakış açını değiştirip etkileşimle canlanabiliyorsun. İngilizcede “yeniden canlanma” reenkarnasyon ve reanimasyon gibi kelimeler ile çok çeşitli tanımlanabiliyor. Relokasyon sonucu reanimasyon etkinliğine reenkarnasyon diyebiliriz. Yeniden canlanmayı nasıl tarif edebiliriz?

Alican
“Yeniden canlanma” denildiğinde İngilizcede aklımdaki kelime “revive” oluyor. Lazarus Çukuru örneğindeki gibi ölü bir yaşam formu bir bilinç ile geri gelebilir. Reanimasyonu, taş örneğinde olduğu gibi bilinçsiz bir canlılık sağlamak olarak tanımlarım. Reenkarnasyona ise bir yerden diğerine geçiş hali derim.

Mehmet
Bienale hazırlık sürecinde “dirilmek” kavramını ruhani bir bağlam yerine fiziksel bir bağlamda tartıştık. Reanimasyon ve reenkarnasyonu maddeler ve durumlar üzerinden görmeye çalıştık. Örneğin İstanbul’un eski camilerinde kullanılan sütunlar çoğunlukla Anadolu’nun antik kentlerinden getirilmiş.

Ufuk
“Devşirme usulü” denen bu teknik, antik çağ dahil tarihin her zamanında kullanıldı. Sinop’ta farklı yerlerden toplanmış taşlardan örülmüş duvarları olan bir kale ve Yerebatan Sarnıcı’ndaki Medusa başları örnek verilebilir.

Baran
Kahire şehrinin çoğu, piramitlerin yüzeyindeki taşlardan yapılmış. Piramitlerin yalıtım sağlayan dış kaplaması olan cilalı sert granitleri kırıp kullanmışlar. Piramitleri taş ocağı olarak görmüşler.  

Mehmet
Marmara Adası’ndan çıkarılmış bir mermer parçası sütun haline getirilip bilinçsiz bir şekilde bekliyor. Antik Yunan döneminde bir tapınağa sütun oluyor. Sonra Roma İmparatorluğu o tapınağı işgal edince artık Roma tapınağı sütunu oluyor. Zeus’a hizmet ediyorsa artık Jüpiter’e hizmet ediyor. Hristiyanlık ilan edilince o tapınakların hepsi kiliseye dönüşüyor veya yeni kiliseler yıkılan tapınakların yerine inşa ediliyor. Tapınak sütunları da kilise inşaatında kullanılıyor. Hele artık harabe oldukları için sütunlar bambaşka bir işlev için bile kullanılabiliyor. Bu süreçte relokasyon, reanimasyon ve reenkarnasyon olaylarından bahsedebiliriz. Taş farklı şekillerde kullanılıyor ve ruhu da değişiyor. Bir taş, önce gözler önündeki bir sütun işleviyle çok önemli bir göreve hizmet ederken zamanla bir evin temelinde toprak altında bile kullanılabiliyor.

Tolgay
Dirilmiş bir nesne, obje veya kavram karşısında bizim duygularımız nasıl olur?

Baran
Sanallık ile dirilmenin bağlantısı olabilir. Yapay zekâ ile insanların konuşmasını düşünün. Aslında hiç var olmamış cansız bir nesne ile karşılıklı konuşuyorsun. Kimi ona âşık olabiliyor.

Ufuk
Reanimasyonu, solunumu ve kalbi durmuş canlı bir varlığı yeniden hayata getirmek – yani ölmüş organik bir varlığı canlandırmak – olarak tanımlayabilirim. İşlevsel olarak bir sütun başka bir yerde kullanılıyorsa buna da reanimasyon diyebilirim çünkü reanimasyon daha maddesel. Reenkarnasyona ise ruhun tekrar geri gelmesi diyebilirim ve bunu sorduğun duygu durumu ile ilişkilendirebilirim. Bir taşı veya bir sütun başlığını zamanı ve yerinin dışında gördüğün zamanki hissi sorgulayabilirsin.

Aslında bu kelimeleri asıl anlamları dışında kullanıyoruz. Ürettiğimiz bir düşünceye o terimleri uyarlıyoruz. Dolayısıyla bu iki kelimenin de yeni anlam ifade etmeleri gerekiyor.

Alican
Afrika kabileleri arasındaki bir savaş sonrasında galip kabile yenilen kabileyi yermiş. Dilde de “yamyamlık” denilen bir yaklaşımı bu olgu üzerine kurguluyorlar. Bir dilin başka bir dille etkileşime geçmesi yamyamlık ile ilgili. Bizim “OK” kelimesini bünyemize almamız örnek verilebilir. Her “OK” deyişimizde aslında onu yeni bir ruh ile diriltip bu kültür içerisinde tekrardan kodluyoruz.

Ufuk
Dirilen ile karşılaşmak tuhaf bir his. Bodrum kalesindeki birçok devşirme taştan örülmüş bir duvar çok farklı ve isimlendiremediğim bir his veriyor. Duvar benzer taşlardan yapılmış olsaydı öyle bir duygu hissetmeyecektim. Farklı zamanlardan gelen elemanlar bir duvar içinde olduğu zaman izleyeni bir şekilde geçmişle bağlıyor.

Alican
Ama bu durumda bilinciniz devreye giriyor. O taşların farklı zamanlardan geldiğini bildiğiniz için duvar ile bir ilişki kurabiliyor ve böyle hissedebiliyorsunuz.

Ufuk
Bu bilgi bilinmese de ilişki kurulabilir. Bilmeyenler için o duvar doğal hayat döngüsünün bir parçası – bir tavuğu büyütüp kesip yemekle aynı.

Alican
Bilmeyen birisinin o tarihi kalıntıya verdiği değer, doğadaki herhangi bir nesneye verdiği değer ile benzer seviyede olabilir. Bu yüzden bilgisiz kişilerin sizdeki o ulvi duyguları hissedebilmesi çok zor. Çalıştığım şirketin nörolojik departmanında insanların tat tercihlerini araştıran bir tadım testi yaptılar. Katılımcılara iki çeşit kola markası tattırdılar ve tadım sırasında beynin uyarılan bölgelerini gözlemlediler. İçtiği kolanın markasını bilen ile bilmeyen kişilerin beyinlerindeki uyarılan kısımların farklı olduğu gözlemlendi. Beynimizin bir deneyim sırasındaki uyarılma yeri, bilinç ve eğitim ile alakalı. Siz o duvardaki farklı taşların anlamını bildiğiniz için uyarı türünüz onu bilmeyen kişiden daha farklı oluyor. Bilmeyen bir kişi için tarihi bir kalıntının sıradan bir objeden farkı olmayabilir. Onun için bir nesne için ortak bir duygudan bahsetmek çok zor.

Burak
Rumlar Kayaköy’ü terk ettikten sonra oraya göçenler yapılarda kullanılan taşları almış ve kendi yaşadıkları evlerde kullanmışlar. Buna reenkarnasyon diyebilirsiniz ama Rumların gözünden baktığınızda bu durum çok farklı duygular uyandırabilir. Kalıntıyı yeniden kullanıp yapı elemanına dönüştüren göçmende de çok farklı duygular uyanmış olabilir. Bir durum bir açıdan reenkarnasyon, diğer açıdan cinayet olarak görülebilir çünkü birileri sadece işlevsellik uğruna her duvardaki anıyı ve geçmişi öldürüyor. Bende bu durumun yarattığı duygu da üzüntü.

Tolgay
Buna benzer bir örneği üniversite yıllarımda Fener’de görmüştüm. Mahalleliler evlerinin yanındaki boş bırakılmış ahşap evleri söküyorlardı. Çünkü ahşap parçalarını ya satacaklar ya da o kış yakacak olarak kullanacaklardı.

Mehmet
Benim tanık olduğum bir örnekte de insanlar eski bir evi yıkmaya kıyamıyorlar ama dekor gibi kendilerince önemsiz görünen ancak baya değerli el işi bir tahta oyma parçalarını yakabiliyorlardı. Kurduğun ilişkiye göre duygu durumu sürekli değişiyor.

Baran
“Smoke” isminde sigara ile ilgili bir film var. 2. Dünya savaşı sırasında St. Petersburg kuşatmasında uydurma bir Rus yazar, kendi kitabının sayfalarını yırtıp sigara yapmak üzere sarıyordu. Yani sigara bağımlılığı daha ağır bastığı için yazdığı kitabı içmek zorunda kalıyordu.

Ufuk
Hayat döngüseldir. Depremde yıkılmış bir binanın taşını tabii ki kullanacaksın. Evet, birisi onu yontarak emek harcamış ama duvar vazifesini görüp yıkılmış. Onu kullanarak yenisini yaparsın. Hepsini sökebilirsin de. Çünkü iktidarlar erkini göstermek için bir öncekini yıkmak zorundadır. Neden Fatih Sultan Mehmet Ayasofya’ya atıyla girdi? Çünkü kiliseydi. Dünyanın en güzel kubbesine sahip dünyanın en güzel yapılarından biri olduğu için Ayasofya’yı yıkmadı fakat kendi erkini ispat etmek için orayı dönüştürdü.

Tolgay
Neler yeniden dirilebilir?

Mehmet
Eylem, nesne, kavram ve insan gibi her şey yeniden dirilebilir.

Baran
Örneğin çamurdan yapılan yaratıklar diriltilebilir. Genelde ölü olarak tanımladığımız nesneleri diriltiyoruz. Hali hazırda canlı olanı diriltebilir miyiz?

Mehmet
Döngüler tekrar gibi görünüyor ama her seferinde değişiyor. Korkunçlaşıyor mu iyileşiyor mu bilmiyoruz.

Defne
Bir şey yeniden dirildiği zaman değişmiş ve dönüşmüş oluyor; eski haliyle devam etmiyor. Korku filmlerinde de öyle olur ya; biri geri döner ama o kişi bildikleri kişi değildir. Bize yabancı ve bilmediğimiz bir şey oluyor. Dünyasını öğrenip ona alışana kadar ondan korkuyoruz.

Tolgay
Dirilmedikçe bilemeyiz tabii ki ama dirilen neden dirilir?

Defne
Dirilmek; mevsimler, ağaçların yaprakları, insanın kariyeri ve hayat döngüsü gibi doğaldır. Çok durgun gibi görünen bir dönemde sanki ölü gibi algılanırsın. Halbuki o dönem çalışıyorsundur. Sonra parlarsın. Ama uzun bir süre parlak da kalamazsın. Tekrardan yükselmek üzere yine çalışırsın.

Tolgay
Döngüsel zamanda eylemler farklı biçimlerde tekrar eder. Dirilmek her zaman doğal bir şekilde mi olur yoksa çağ ve koşullar dahilinde/haricinde zorla ya da manipülasyonla olabilir mi?

Ufuk
Zorla diriltme diye bir kavram yok çünkü birisi kendi istediğini yerleştirmek için öncekini dönüştürüp öldürür. Tapınağı kiliseye, kiliseyi camiye ve camiyi de müzeye dönüştürür. Ortada diriltilen bir şey yok.

Alican
Yeniden kullanım ve dirilme ayrımı üzerine konuşmuştunuz. Haber okurken siyasilerin kurdukları cümleleri artık anlayamıyorum çünkü çok eskiden kalma kelimeleri tekrardan gündelik konuşma diline yediriyorlar. Bir kelime uzun zaman sonra yeniden gün yüzüne çıkabilir ama bunun arkasında farklı bir ideoloji var. Eski bir zamanın sıradan kelimeleri şimdi bambaşka bir dünyanın içindeki hayatımıza girmiş durumda. Bu şimdi yeniden kullanım mı yoksa dirilme mi?

Burak
Çağın koşulları da dirilme üzerinde etkin bir rol oynayabilir. Bazı akımlar ve düşünce biçimleri, koşulları uygun olan bir coğrafyada ortaya çıkabilir veya koşulların yokluğunda silinir. Bir yerde beliren bir düşünce başka bir zamanda bambaşka bir yerde karşımıza çıkabilir. Bir kavram hazır bekliyordur ve koşullar oluştuğunda ortaya çıkıyordur. Ortadan kalkan ve ölen bir şey yok.

Tolgay
Dirilmeyi, döngülerdeki etmenlerin uygun koşullarda doğal olarak belirmesi olarak tanımladık. Dirilmede manipülasyon yoktur diyebilir miyiz?

Ufuk
Alican’ın politikacıların kullandığı eski dil üzerinden verdiği örnekte, bir ideoloji empoze etmek amacını görüyoruz. Bu da doğal bir şekilde değil, manipülasyonla yapılıyor. Kullanılan kelimeleri bilmiyorsak sözlüğe bakıp eski kelimelerin anlamlarını öğrenir olduk.

Mehmet
Örneğin bir arkadaşım eski Osmanlıca kelimeleri çok fazla ve yanlış anlamlarda kullanıyor.

Burak
Eski dil kullanımını şu anda zorluyorlar ama tutup tutmayacağını bilmiyoruz. Mehmet’in arkadaşının örneği sebebiyle de iktidarlar ne kadar zorlarsa zorlasın eski dilin dirilemeyeceğini düşünüyorum. Siyasiler denince tarih boyunca başarısız diriltme çabaları aklıma geliyor.

Alican
Ancak başarısız olan girişimler de bir şekilde yaşıyor. “Neo” adı altında farklı yerlerde farklı oluşumlar ortaya çıkabiliyor, başka bir kesime karşı zorlama ve yıkım gerçekleşebiliyor. Bence o tip şeyler değişmiyor, yok olmuyor ve o tip şeylerin başarılı olduğu bir kitle var. Herkes aynı anda aynı dönüşümü yaşayamıyor. Mesela ben lisan dönüşümünü henüz yaşamadım ama Mehmet’in arkadaşı yaşamış. Bir dil “yanlış kullanılıyor" demek de yanlış. Mevcut dil yapısındaki eski kelimelerin doğru kullanım şekli belki de Mehmet’in arkadaşınınkidir. Çünkü kelimelerin temsil ettiği içerik ve o içeriğe erişen araçlar da değişir. Hepimiz aynı dönemde aynı şeyi yaşayamayız.

Baran
Bir deyiş vardır: fikirlere kurşun işlemez. Kötü de olsa öyle. Faşizmi öldüremiyorsun. Sanki onun ruhu var. Başka bir dönem başka bir şekilde hortluyor. Bir döngüde mevcut olan kavramlar öyle bir döngüsel ki bir daha aynı yere ve kombinasyona gelmiyor.

Tolgay
Bienale hazırlık sürecinde döngülere kör kalmaktan bahsetmiştik. Zamandaki bazı olaylar çizgisel olarak tek defaya mahsus gerçekleşiyor gibi görünebilir. Halbuki biz çizgisel zannettiğimiz bir olayı daha geniş çapta göremediğimiz için onun aslında döngüsel olduğunu bilemeyeceğiz.  Mesela beş nesil boyunca bir olayın döngüsel olduğunu fark edemiyoruz ama altıncı nesil bunu fark etse ve kayıtlara geçse olayın döngüsel oluşu belgelenebilecek. Bu düşünce bir vaat ve ümide de neden olabilir. “Bir sonraki yaşamında kral olacaksın,” veya “altın çağ yeniden geri gelecek!” gibi söylemlere sebebiyet veren “dirilmek” kavramı bir vaat ve ümit olarak kullanılırsa nelere yol açar?

Defne
Hediye açmak gibi bir his. Kimsenin bilmediği yeni bir şey gelecek. Her şey olabilir. O anki halimize uymuyorsa kötü diyebiliriz. Yeni olanı anlamaya çalışıp kendimizi ona göre ilerletmek doğru olanı.

Ufuk
Bir şey diriliyor ve sen de yapın gereği kendini ona uyarlayıp onu anlamaya çalışıyorsun. “Altın çağ gelecek”, “dünya kurtulacak” gibi söylemler, insanların bir şeye tutunma ihtiyaçlarından çıkan bir arzu. Çaresiz kaldığın anda sanki tepeden bir “deus ex machina” inecek ve sana ne yapman gerektiğini söyleyecek. O umut ve vaat insanın çaresizlik hissi aslında. Sen aklını çalıştırıp uyum sağlama yeteneğini geliştirirsen böyle var olmayan ümit ve vaatlere aldanmazsın.  

“İyi bir çağa girdik,” demek de anlamsız. Hangi iyi çağa girdik? Bütün çağlar sürekli bir hareket halinde dönüşüyor. Biz şimdi ve burada savaşı yaşamıyoruz. Savaş içinde olan, kıtlık ve susuzluğu yaşayan ülkeler var şu anda. Aynı anda aynı dünyada yaşıyoruz ve olanlara müdahale şansın da yok. Hangi altın çağdan bahsedebiliriz?

Alican
Her dönem birileri için gerçekten altın çağ. Deneyim açısından da aslında birçok altın çağ var. Örneğin bazı insanlar eski İstanbul’un ne kadar güzel, şimdiki İstanbul’un ne kadar iğrenç olduğundan bahseder. Onlar için o zamanlar altın çağ olabilir ancak benim anılarım o dönemi altın çağ yapmıyor. O dönemin benim için hiçbir hissi yok.

Tolgay
Ben de “İstiklal’in altın çağını yaşadım,” diyorum. Şu anda da Kadıköy’ün altın çağını yaşıyorum. Aslında ben sürekli Altın Çağ’da yaşıyorum.

Herkese değerli katılımları için çok teşekkür ediyoruz. Yine çok güzel bir açık sohbet oldu ve çok güzel düşünceler üzerine konuşuldu. Kamarad’a da bizi ağırladığı için çok teşekkür ediyoruz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

GELENEKSEL DEVİNİMLER

GELENEKSEL DEVİNİMLER ERKAN ZEKİ AR İLE DOĞAÇLAMA ÜZERİNE SOHBET 28 OCAK 2017 / YELDEĞİRMENİ Yaratan Disiplinler 3. sezonun ilk aç...