DİRİLMEK
AÇIK SOHBET
23 ARALIK 2017 / YELDEĞİRMENİ / KAMARAD
Yaratan Disiplinler 3. sezon 2.
bölüm açık sohbetini konuğumuz mimar Mehmet Köhserli ve etkinliğe katılan çok
farklı mesleklerden toplam altı kişi ile gerçekleştirdik. “Dirilmek” hakkında
konuşmak üzere düzenlediğimiz açık sohbetimizin dökümünü ve katılımcı
bilgilerini sunuyoruz.
Katılımcılar kendi deneyim ve
birikim süzgecinden geçirdiği örnek ve yorumlarla konuya katkıda bulunup
konunun derinleşip zenginleşmesini sağladı.
Katılımcılar:
Alican (araştırmacı), Baran (elektrik-elektronik mühendisi), Burak (inşaat mühendisi), Defne (ressam), Mehmet (mimar), Tolgay (mimar / müzisyen), Ufuk (mimar)
Tolgay
Yaratan Disiplinler’in üçüncü sezonunda
düzenlediğimiz açık sohbet serisine yeniden hoş geldiniz. Defne Deniz Acerol’un
konuk olduğu “yaratıcı kapasite” konulu ilk açık sohbetimizde üç tane alt konu belirmişti:
niş, doğaçlamak ve bugünkü konumuz olan “dirilmek”. Konuğumuz mimar Mehmet
Köhserli ile 4. İstanbul Tasarım Bienali’ne başvuru sürecimizde reenkarnasyon,
reanimasyon ve relokasyon üzerine çok çeşitli fikirler geliştirmiştik. Kendisiyle
“dirilmek” üzerine yaptığımız röportajdan sonra bugün konuğumuz ve katılımcılar
ile Yeldeğirmeni’nin özgün kafelerinden Kamarad’da açık sohbetimizi
gerçekleştiriyoruz. Dirilmeye
geçmeden önce ölü ve canlı kavramları üzerine konuşabilir miyiz?
Baran
O ayrıma karşıyım. Bir taşı attığında ona hayat
vermiş olursun. Her şey potansiyel ve kinetik enerjiye sahiptir. “Taş bizim
için ölüdür,” diyebiliriz ama taşı attığımız anda taşın kinetik enerjisi vardır.
Taş, kendisi farkında olmasa bile bir hayat kazanır. Uzayda her şey hareket
ettiğine ve hiçbir şey durağan olmadığına göre her şey az da olsa yaşıyor.
Mehmet
Ölü kavramı yok olma ve hiç olmama durumu olarak
olumsuz algılanıyor. Ancak potansiyel ve kinetik enerjinin sürekli varlığından
dolayı aslında ölü durumda bile bir enerji var. Enerji durağan olarak devam
ediyor ve başka biçimlerde ortaya çıkıyor.
Tolgay
Bir etkileşim olduğunda mı canlılıktan bahsedebiliyoruz? Canlanmak
nedir?
Mehmet
Canlılık ölüm dışındaki hal ise canlanmak da
ölü durumdan sonraki başlangıçtır. Aslında hep bir canlılık var. Ölü hal,
tanımlamamız ile alakalı olarak canlılığın içerisindeki değişen formlardan
biri. Ölü hali canlılığın karşısında değil de canlılığın bünyesindeki başka bir
enerji türü olarak tanımlayabiliriz.
Baran
İnsanların algısal bir canlılık eşiği var. Bir
şey o eşiğin altındaysa insan için ölüdür; üstündeyse canlıdır. Eskiden sadece
“öldü” denirdi. Şimdi “beyin ölümü gerçekleşti” deniyor. Şimdi belli bir
noktada “ölü” derken gelecekte daha başka noktalarda “ölü” diyebiliriz.
Defne
Ölüm ve yaşamı iki farklı düşünce sistemi olarak
görüyorum. İnsanlar yaşarken de ölü gibi hissedebiliyorlar. Hiçbir şey yapmak istemeyip
kötü olanı yüceltebiliyorlar. Canlı hissederken de başarıyı, ilerlemeyi,
yenilik getirmeyi ve problemlere çözüm önermeyi yaşam olarak görebiliyorlar.
Tolgay
Bir faza olan bakış açını değiştirip etkileşimle
canlanabiliyorsun. İngilizcede “yeniden canlanma” reenkarnasyon ve reanimasyon
gibi kelimeler ile çok çeşitli tanımlanabiliyor. Relokasyon sonucu reanimasyon
etkinliğine reenkarnasyon diyebiliriz. Yeniden canlanmayı nasıl tarif edebiliriz?
Alican
“Yeniden canlanma” denildiğinde İngilizcede
aklımdaki kelime “revive” oluyor. Lazarus Çukuru örneğindeki gibi ölü bir yaşam
formu bir bilinç ile geri gelebilir. Reanimasyonu, taş örneğinde olduğu gibi
bilinçsiz bir canlılık sağlamak olarak tanımlarım. Reenkarnasyona ise bir
yerden diğerine geçiş hali derim.
Mehmet
Bienale hazırlık sürecinde “dirilmek” kavramını
ruhani bir bağlam yerine fiziksel bir bağlamda tartıştık. Reanimasyon ve
reenkarnasyonu maddeler ve durumlar üzerinden görmeye çalıştık. Örneğin İstanbul’un
eski camilerinde kullanılan sütunlar çoğunlukla Anadolu’nun antik kentlerinden getirilmiş.
Ufuk
“Devşirme usulü” denen bu teknik, antik çağ
dahil tarihin her zamanında kullanıldı. Sinop’ta farklı yerlerden toplanmış
taşlardan örülmüş duvarları olan bir kale ve Yerebatan Sarnıcı’ndaki Medusa
başları örnek verilebilir.
Baran
Kahire şehrinin çoğu, piramitlerin yüzeyindeki taşlardan
yapılmış. Piramitlerin yalıtım sağlayan dış kaplaması olan cilalı sert granitleri
kırıp kullanmışlar. Piramitleri taş ocağı olarak görmüşler.
Mehmet
Marmara Adası’ndan çıkarılmış bir mermer
parçası sütun haline getirilip bilinçsiz bir şekilde bekliyor. Antik Yunan
döneminde bir tapınağa sütun oluyor. Sonra Roma İmparatorluğu o tapınağı işgal edince
artık Roma tapınağı sütunu oluyor. Zeus’a hizmet ediyorsa artık Jüpiter’e hizmet
ediyor. Hristiyanlık ilan edilince o tapınakların hepsi kiliseye dönüşüyor veya
yeni kiliseler yıkılan tapınakların yerine inşa ediliyor. Tapınak sütunları da
kilise inşaatında kullanılıyor. Hele artık harabe oldukları için sütunlar bambaşka
bir işlev için bile kullanılabiliyor. Bu süreçte relokasyon, reanimasyon ve
reenkarnasyon olaylarından bahsedebiliriz. Taş farklı şekillerde kullanılıyor
ve ruhu da değişiyor. Bir taş, önce gözler önündeki bir sütun işleviyle çok
önemli bir göreve hizmet ederken zamanla bir evin temelinde toprak altında bile
kullanılabiliyor.
Tolgay
Dirilmiş bir nesne, obje veya kavram karşısında bizim duygularımız nasıl
olur?
Baran
Sanallık ile dirilmenin bağlantısı olabilir. Yapay
zekâ ile insanların konuşmasını düşünün. Aslında hiç var olmamış cansız bir nesne
ile karşılıklı konuşuyorsun. Kimi ona âşık olabiliyor.
Ufuk
Reanimasyonu, solunumu ve kalbi durmuş canlı
bir varlığı yeniden hayata getirmek – yani ölmüş organik bir varlığı
canlandırmak – olarak tanımlayabilirim. İşlevsel olarak bir sütun başka bir
yerde kullanılıyorsa buna da reanimasyon diyebilirim çünkü reanimasyon daha
maddesel. Reenkarnasyona ise ruhun tekrar geri gelmesi diyebilirim ve bunu sorduğun
duygu durumu ile ilişkilendirebilirim. Bir taşı veya bir sütun başlığını zamanı
ve yerinin dışında gördüğün zamanki hissi sorgulayabilirsin.
Aslında bu kelimeleri asıl anlamları dışında
kullanıyoruz. Ürettiğimiz bir düşünceye o terimleri uyarlıyoruz. Dolayısıyla bu
iki kelimenin de yeni anlam ifade etmeleri gerekiyor.
Alican
Afrika kabileleri arasındaki bir savaş sonrasında
galip kabile yenilen kabileyi yermiş. Dilde de “yamyamlık” denilen bir
yaklaşımı bu olgu üzerine kurguluyorlar. Bir dilin başka bir dille etkileşime
geçmesi yamyamlık ile ilgili. Bizim “OK” kelimesini bünyemize almamız örnek
verilebilir. Her “OK” deyişimizde aslında onu yeni bir ruh ile diriltip bu
kültür içerisinde tekrardan kodluyoruz.
Ufuk
Dirilen ile karşılaşmak tuhaf bir his. Bodrum
kalesindeki birçok devşirme taştan örülmüş bir duvar çok farklı ve
isimlendiremediğim bir his veriyor. Duvar benzer taşlardan yapılmış olsaydı
öyle bir duygu hissetmeyecektim. Farklı zamanlardan gelen elemanlar bir duvar
içinde olduğu zaman izleyeni bir şekilde geçmişle bağlıyor.
Alican
Ama bu durumda bilinciniz devreye giriyor. O
taşların farklı zamanlardan geldiğini bildiğiniz için duvar ile bir ilişki kurabiliyor
ve böyle hissedebiliyorsunuz.
Ufuk
Bu bilgi bilinmese de ilişki kurulabilir.
Bilmeyenler için o duvar doğal hayat döngüsünün bir parçası – bir tavuğu
büyütüp kesip yemekle aynı.
Alican
Bilmeyen birisinin o tarihi kalıntıya verdiği
değer, doğadaki herhangi bir nesneye verdiği değer ile benzer seviyede
olabilir. Bu yüzden bilgisiz kişilerin sizdeki o ulvi duyguları hissedebilmesi
çok zor. Çalıştığım şirketin nörolojik departmanında insanların tat
tercihlerini araştıran bir tadım testi yaptılar. Katılımcılara iki çeşit kola
markası tattırdılar ve tadım sırasında beynin uyarılan bölgelerini
gözlemlediler. İçtiği kolanın markasını bilen ile bilmeyen kişilerin beyinlerindeki
uyarılan kısımların farklı olduğu gözlemlendi. Beynimizin bir deneyim
sırasındaki uyarılma yeri, bilinç ve eğitim ile alakalı. Siz o duvardaki farklı
taşların anlamını bildiğiniz için uyarı türünüz onu bilmeyen kişiden daha
farklı oluyor. Bilmeyen bir kişi için tarihi bir kalıntının sıradan bir objeden
farkı olmayabilir. Onun için bir nesne için ortak bir duygudan bahsetmek çok
zor.
Burak
Rumlar Kayaköy’ü terk ettikten sonra oraya
göçenler yapılarda kullanılan taşları almış ve kendi yaşadıkları evlerde kullanmışlar.
Buna reenkarnasyon diyebilirsiniz ama Rumların gözünden baktığınızda bu durum çok
farklı duygular uyandırabilir. Kalıntıyı yeniden kullanıp yapı elemanına dönüştüren
göçmende de çok farklı duygular uyanmış olabilir. Bir durum bir açıdan
reenkarnasyon, diğer açıdan cinayet olarak görülebilir çünkü birileri sadece
işlevsellik uğruna her duvardaki anıyı ve geçmişi öldürüyor. Bende bu durumun
yarattığı duygu da üzüntü.
Tolgay
Buna benzer bir örneği üniversite yıllarımda
Fener’de görmüştüm. Mahalleliler evlerinin yanındaki boş bırakılmış ahşap evleri
söküyorlardı. Çünkü ahşap parçalarını ya satacaklar ya da o kış yakacak olarak
kullanacaklardı.
Mehmet
Benim tanık olduğum bir örnekte de insanlar eski
bir evi yıkmaya kıyamıyorlar ama dekor gibi kendilerince önemsiz görünen ancak
baya değerli el işi bir tahta oyma parçalarını yakabiliyorlardı. Kurduğun
ilişkiye göre duygu durumu sürekli değişiyor.
Baran
“Smoke” isminde sigara ile ilgili bir film var.
2. Dünya savaşı sırasında St. Petersburg kuşatmasında uydurma bir Rus yazar, kendi
kitabının sayfalarını yırtıp sigara yapmak üzere sarıyordu. Yani sigara
bağımlılığı daha ağır bastığı için yazdığı kitabı içmek zorunda kalıyordu.
Ufuk
Hayat döngüseldir. Depremde yıkılmış bir
binanın taşını tabii ki kullanacaksın. Evet, birisi onu yontarak emek harcamış ama
duvar vazifesini görüp yıkılmış. Onu kullanarak yenisini yaparsın. Hepsini
sökebilirsin de. Çünkü iktidarlar erkini göstermek için bir öncekini yıkmak
zorundadır. Neden Fatih Sultan Mehmet Ayasofya’ya atıyla girdi? Çünkü
kiliseydi. Dünyanın en güzel kubbesine sahip dünyanın en güzel yapılarından
biri olduğu için Ayasofya’yı yıkmadı fakat kendi erkini ispat etmek için orayı dönüştürdü.
Tolgay
Neler yeniden dirilebilir?
Mehmet
Eylem, nesne, kavram ve insan gibi her şey
yeniden dirilebilir.
Baran
Örneğin çamurdan yapılan yaratıklar
diriltilebilir. Genelde ölü olarak tanımladığımız nesneleri diriltiyoruz. Hali
hazırda canlı olanı diriltebilir miyiz?
Mehmet
Döngüler tekrar gibi görünüyor ama her
seferinde değişiyor. Korkunçlaşıyor mu iyileşiyor mu bilmiyoruz.
Defne
Bir şey yeniden dirildiği zaman değişmiş ve dönüşmüş
oluyor; eski haliyle devam etmiyor. Korku filmlerinde de öyle olur ya; biri geri
döner ama o kişi bildikleri kişi değildir. Bize yabancı ve bilmediğimiz bir şey
oluyor. Dünyasını öğrenip ona alışana kadar ondan korkuyoruz.
Tolgay
Dirilmedikçe bilemeyiz tabii ki ama dirilen neden dirilir?
Defne
Dirilmek; mevsimler, ağaçların yaprakları,
insanın kariyeri ve hayat döngüsü gibi doğaldır. Çok durgun gibi görünen bir
dönemde sanki ölü gibi algılanırsın. Halbuki o dönem çalışıyorsundur. Sonra
parlarsın. Ama uzun bir süre parlak da kalamazsın. Tekrardan yükselmek üzere
yine çalışırsın.
Tolgay
Döngüsel zamanda eylemler farklı biçimlerde
tekrar eder. Dirilmek her zaman doğal
bir şekilde mi olur yoksa çağ ve koşullar dahilinde/haricinde zorla ya da manipülasyonla
olabilir mi?
Ufuk
Zorla diriltme diye bir kavram yok çünkü birisi
kendi istediğini yerleştirmek için öncekini dönüştürüp öldürür. Tapınağı
kiliseye, kiliseyi camiye ve camiyi de müzeye dönüştürür. Ortada diriltilen bir
şey yok.
Alican
Yeniden kullanım ve dirilme ayrımı üzerine
konuşmuştunuz. Haber okurken siyasilerin kurdukları cümleleri artık
anlayamıyorum çünkü çok eskiden kalma kelimeleri tekrardan gündelik konuşma
diline yediriyorlar. Bir kelime uzun zaman sonra yeniden gün yüzüne çıkabilir
ama bunun arkasında farklı bir ideoloji var. Eski bir zamanın sıradan
kelimeleri şimdi bambaşka bir dünyanın içindeki hayatımıza girmiş durumda. Bu
şimdi yeniden kullanım mı yoksa dirilme mi?
Burak
Çağın koşulları da dirilme üzerinde etkin bir rol
oynayabilir. Bazı akımlar ve düşünce biçimleri, koşulları uygun olan bir
coğrafyada ortaya çıkabilir veya koşulların yokluğunda silinir. Bir yerde
beliren bir düşünce başka bir zamanda bambaşka bir yerde karşımıza çıkabilir. Bir
kavram hazır bekliyordur ve koşullar oluştuğunda ortaya çıkıyordur. Ortadan
kalkan ve ölen bir şey yok.
Tolgay
Dirilmeyi, döngülerdeki etmenlerin uygun
koşullarda doğal olarak belirmesi olarak tanımladık. Dirilmede manipülasyon yoktur diyebilir miyiz?
Ufuk
Alican’ın politikacıların kullandığı eski dil
üzerinden verdiği örnekte, bir ideoloji empoze etmek amacını görüyoruz. Bu da doğal
bir şekilde değil, manipülasyonla yapılıyor. Kullanılan kelimeleri bilmiyorsak
sözlüğe bakıp eski kelimelerin anlamlarını öğrenir olduk.
Mehmet
Örneğin bir arkadaşım eski Osmanlıca kelimeleri
çok fazla ve yanlış anlamlarda kullanıyor.
Burak
Eski dil kullanımını şu anda zorluyorlar ama
tutup tutmayacağını bilmiyoruz. Mehmet’in arkadaşının örneği sebebiyle de iktidarlar
ne kadar zorlarsa zorlasın eski dilin dirilemeyeceğini düşünüyorum. Siyasiler denince
tarih boyunca başarısız diriltme çabaları aklıma geliyor.
Alican
Ancak başarısız olan girişimler de bir şekilde
yaşıyor. “Neo” adı altında farklı yerlerde farklı oluşumlar ortaya çıkabiliyor,
başka bir kesime karşı zorlama ve yıkım gerçekleşebiliyor. Bence o tip şeyler
değişmiyor, yok olmuyor ve o tip şeylerin başarılı olduğu bir kitle var. Herkes
aynı anda aynı dönüşümü yaşayamıyor. Mesela ben lisan dönüşümünü henüz
yaşamadım ama Mehmet’in arkadaşı yaşamış. Bir dil “yanlış kullanılıyor"
demek de yanlış. Mevcut dil yapısındaki eski kelimelerin doğru kullanım şekli
belki de Mehmet’in arkadaşınınkidir. Çünkü kelimelerin temsil ettiği içerik ve o
içeriğe erişen araçlar da değişir. Hepimiz aynı dönemde aynı şeyi yaşayamayız.
Baran
Bir deyiş vardır: fikirlere kurşun işlemez.
Kötü de olsa öyle. Faşizmi öldüremiyorsun. Sanki onun ruhu var. Başka bir dönem
başka bir şekilde hortluyor. Bir döngüde mevcut olan kavramlar öyle bir
döngüsel ki bir daha aynı yere ve kombinasyona gelmiyor.
Tolgay
Bienale hazırlık sürecinde döngülere kör
kalmaktan bahsetmiştik. Zamandaki bazı olaylar çizgisel olarak tek defaya
mahsus gerçekleşiyor gibi görünebilir. Halbuki biz çizgisel zannettiğimiz bir
olayı daha geniş çapta göremediğimiz için onun aslında döngüsel olduğunu
bilemeyeceğiz. Mesela beş nesil boyunca
bir olayın döngüsel olduğunu fark edemiyoruz ama altıncı nesil bunu fark etse
ve kayıtlara geçse olayın döngüsel oluşu belgelenebilecek. Bu düşünce bir vaat
ve ümide de neden olabilir. “Bir
sonraki yaşamında kral olacaksın,” veya “altın çağ yeniden geri gelecek!” gibi
söylemlere sebebiyet veren “dirilmek” kavramı bir vaat ve ümit olarak kullanılırsa
nelere yol açar?
Defne
Hediye açmak gibi bir his. Kimsenin bilmediği
yeni bir şey gelecek. Her şey olabilir. O anki halimize uymuyorsa kötü diyebiliriz.
Yeni olanı anlamaya çalışıp kendimizi ona göre ilerletmek doğru olanı.
Ufuk
Bir şey diriliyor ve sen de yapın gereği kendini
ona uyarlayıp onu anlamaya çalışıyorsun. “Altın çağ gelecek”, “dünya
kurtulacak” gibi söylemler, insanların bir şeye tutunma ihtiyaçlarından çıkan
bir arzu. Çaresiz kaldığın anda sanki tepeden bir “deus ex machina” inecek ve
sana ne yapman gerektiğini söyleyecek. O umut ve vaat insanın çaresizlik hissi
aslında. Sen aklını çalıştırıp uyum sağlama yeteneğini geliştirirsen böyle var olmayan
ümit ve vaatlere aldanmazsın.
“İyi bir çağa girdik,” demek de anlamsız. Hangi
iyi çağa girdik? Bütün çağlar sürekli bir hareket halinde dönüşüyor. Biz şimdi
ve burada savaşı yaşamıyoruz. Savaş içinde olan, kıtlık ve susuzluğu yaşayan
ülkeler var şu anda. Aynı anda aynı dünyada yaşıyoruz ve olanlara müdahale
şansın da yok. Hangi altın çağdan bahsedebiliriz?
Alican
Her dönem birileri için gerçekten altın çağ. Deneyim
açısından da aslında birçok altın çağ var. Örneğin bazı insanlar eski
İstanbul’un ne kadar güzel, şimdiki İstanbul’un ne kadar iğrenç olduğundan
bahseder. Onlar için o zamanlar altın çağ olabilir ancak benim anılarım o
dönemi altın çağ yapmıyor. O dönemin benim için hiçbir hissi yok.
Tolgay
Ben de “İstiklal’in altın çağını yaşadım,”
diyorum. Şu anda da Kadıköy’ün altın çağını yaşıyorum. Aslında ben sürekli
Altın Çağ’da yaşıyorum.
Herkese değerli katılımları için çok teşekkür
ediyoruz. Yine çok güzel bir açık sohbet oldu ve çok güzel düşünceler üzerine
konuşuldu. Kamarad’a da bizi ağırladığı için çok teşekkür ediyoruz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder